Kampanya Spotu Başlığı
They start declaring you this and that. Either way, I technically inherit your building and your spaceship. Which means Planet Express is now… Awesome Express. You rotten kids!
TÜMÜNÜ GÖR

Ubeydullah Hocadan Cuma Hutbeleri

Ubeydullah Hocadan Cuma Hutbeleri

AMELLERDE   İHLAS

إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ الدِّين

Muhterem Cemaat,

Cenabı Allah(c.c),Kur’an’da   şöyle   buyuruyor: ”(Ey Rasûlüm), şüphesiz   ki    Kitabı(Kur’anı) sana hak      olarak   indirdik.O halde, sen de dîni yalnız Allah’a haskılarak  ihlâs ile kulluk et. Dikkat et, halis din ancak Allah’ındır”(1). ”Oysa onlar, doğruya

yönelerek, dini yalnız  Allah’a hâs kılarak O’na  kulluk etmek, namazı kılmak ve  zekâtı vermekle emrolunmuşlardır. Dosdoğru olan dinde budur”(2).” De ki: Ben Allah’a O’nun dîninde ihlâs sahibi olarak ibadet etmekle emrolundum” (3). Ayeti kerimelerde ifade edildiği gibi, Kur’anı Kerim Allah tarafından indirilen hak kitaptır. İslâm, Allah’ın gönderdiği hâlis dindir. Buna göre, kulun görevi, ibadeti Allah a tahsis etmektir. İmanın ve  amellerin temel şartı ise ihlâstır.

Aziz Cemaat,

İhlâs, iyi niyet, samimiyet, temiz olmak riya ve gösterişten uzak olmak   mânâlarına gelmektedir. İhlâs, ibadetlerde ve bütün işlerde yalnız Allah’ın rızasını gözetmektir. Kalbi, kin, nefret, düşmanlık, riya, gösteriş, şöhret ve şirkten temizlemektir .İhlâs, ibadetlerin ruhudur.

Mü’min,ibadetlerini ihlâs ve  samimiyetle sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapar. Araya başka bir  duygu ve düşünceyi koymaz. Onun tek düşüncesi samimi duygularla yapacağı ibadetin hayır ve hasenatın Allah’ın rızasına  uygun olmasıdır.

Yapılan bütün amellerin başlangıcı niyettir. Niyet, bir işin, biramelin maskadı ve gayesi demektir. Niyetler ne kadar hâlis ve samimi olursa, mü’min, yaptığı  ibadetlerin ve işlerin hazzını duyar. Karşılığını dünyada da, ahirette de görür ve Allah’ın rızasına nail olur. Allah’ın Rasûlü (s.a.v), hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor: ”Amellerin değeri, ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan ancak odur ”(4). ”Allah sizin kalıbınıza ve suretinize değil, kalbinize bakar”(5).

Bu bakımdan, dinimizin özü ihlâstır. Yaratılışımızın gayesi olan ibadet, Allahın ve Rasûlullh’ın emir ve  yasaklarına uygun olması gerekir. İşte bu ilâhi  emir ve yasakları yalnız Allah rızası için  yapmak ihlâstır. Allah indinde ancak  ihlâsla yapılan ameller makbuldur. İhlâsla yapılması halinde, ticarette dürüstlük, doğruluk, yönetimde adalet, akrabayı ziyaret, komşuya ve misafire ikram ve benzeri bütün ameller ibâdet olur. Bunların âhirette sevabı çoktur. Ancak amellerde ihlâs yoksa, menfaat için, tadir görmek için, gösteriş yapmak için yapılıyorsa, bu riyadır ve ihlâsa  manidir. Allah rızası taşımayan, riya ve gösteriş için yapılan işler, dünya   menfaati için olur. İhlâs, yani Allah’ın rızası ölçü alınmazsa, kılınan namazlar, verilen zekâtlar ve yapılan haclar da verimsiz  birer uğraşı olur. Bunların ahrette   sevabı yoktur. aksine Allah’ın ğazabına neden olan günaha dönüşürler. Rabbimiz  Kuranı Kerimde: ”Yazık o namaz   kılanların haline ki, onlar kıldıkları namazdan   gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar” (6).  buyurarak, ibadetteki riyanın tehlikesine

işaret ediyor.

O halde,mü’minler,

Unutmayalım ki, ibadetlerin ruhu ihlâstır. İbadetlerimizde ve bütün amellerimizde yalnız Allah’ın rızasını gözetelim. Allah, ihlâs ve samimiyetle yapılan ibadet ve işleri kabul edeceğini  va’detmiştir. Allah’ın va’di haktır.

1-Zümer    39/2             15/03/2009

2-Beyyine  98/5

3-Zümer    39/11

4-Buhari Bed.Vhy

5-R.Sal. C:1

6-Maûn    107/4

İHLAS

Muhterem Cemaat,

Cenabı Allah(c.c),Kur’anı Kerim’de şöyle buyuruyor:”(Ey Rasûlüm),şüphesiz ki,Kitabı(Kur’anı) sana hak olarak indirdik.O halde,sen de dini yalnız Allah’a has kılarak ihlas ile kulluk et.Dikkat et,halis din ancak Allah’ındır”(1).”Oysa onlar,doğruya yönelerek,dini yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk etmek,namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. Dosdoğru olan din de budur”(2).”De ki: Ben Allah’a O’nun dininde ihlas sahibi olarak ibadet etmekle emrolundum”(3).

Ayeti Kerimelerde ifade edildiği gibi, Kur’anı Kerim, Allah tarafından indirilen hak kitaptır. İslam, Allah’ın gönderdiği halis dindir. Buna göre, kulun görevi, ibadeti Allah’a tahsis etmektir. İmanın ve kulluğun temel şartı ise, ihlastır.

Aziz Cemaat,

İhlas,iyi niyet, samimiyet, temiz olmak, riya ve gösterişten uzak olmak manalarına gelmektedir. İhlas, ibadetlerde ve bütün işlerde yalnız Allah’ın rızasını gözetmektir. Kalbi, kin, nefret, düşmanlık, riya, gösteriş, şöhret ve şirkten temizlemektir. İhlas, ibadetin ruhudur.

Mü’min,ibadetlerini ihlas ve samimiyetle sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapar. Araya başka bir duygu ve düşünceyi koymaz. Onun tek düşüncesi, samimi duygularla  yapacağı ibadetin, hayır ve hasenatın Allah’ın rızasına uygun olmasıdır.

Yapılan bütün işlerin başlangıcı niyettir. Niyet, bir işin maksadı ve gayesi demektir. Niyetler ne kadar halis ve samimi olursa, mü’min, yaptığı ibadetlerin ve işlerin hazzını duyar. Karşılığını dünyada da, ahrette de görür ve Allah’ın rızasına nail olur.

Allah’ın Rasûlü (s.a.v.), hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor: ”İşlerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan ancak odur”(4).”Allah sizin kalıbınıza ve sûretinize değil, kalbinize bakar”(5).

Bu bakımdan, dinimizin özü, ihlastır. Yaratılışımızın gayesi olan ibadet, Allah’ın ve Rasulullah’ın emir ve yasaklarına uygun olması gerekir. İşte bu ilahi emir ve yasakları yalnız Allah rızası için yapmak ihlastır. Allah indinde ancak ihlasla yapılan ameller makbuldur. İhlasla yapılması halinde, ticarette dürüstlük, doğruluk, yönetimde adalet, akrabayı ziyaret, komşuya ve misafire ikram ve benzeri bütün ameller  ibadet olur. Bunların ahrette sevabı çoktur.

Ancak amellerde ihlas yoksa, menfaat için, takdir görmek için, gösteriş yapmak için yapılıyorsa, bu riyadır ve ihlasa manidir. Allah rızası taşımayan, riya ve gösteriş için yapılan işler, dünya menfaati için olur. İhlas,yani Allah’ın rızası ölçü alınmazsa, kılınan namazlar, verilen zekatlar ve yapılan haclar da verimsiz birer uğraşı olur. Bunların ahrette sevabı yoktur. Aksine Allah’ın gazabına neden olan günaha dönüşürler. Rabbimiz Kur’anı Kerimde: ”Yazık o namaz kılanların haline ki, onlar kıldıkları namazdan gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar”(6) buyurarak, ibadetteki riyanın tehlikesine işaret ediyor.

O halde,mü’minler,

Unutmayalım ki, ibadetlerin ruhu ihlastır. İbadetlerimizde ve bütün işlerimizde yalnız Allah’ın rızasını gözetelim. Allah, ihlas ve samimiyetle yapılan ibadet ve işleri kabul edeceğini va’detmiştir. Allah’ın va’di haktır.

(1) Zümer   39/2

(2) Beyine   98/5

(3) Zümer   39/11

(4) Buhari Bed.Vhy

(5) R.Sal.C:1

(6) Maûn   107/4

KURBAN  VE  HÜKMÜ

Hac / 34

Muhterem Cemaat,

Kelime olarak “yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” anlamına gelen kurban; “ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne göre boğazlamaya” denir.

İnsanlık tarihi boyunca bütün dinlerde kurban uygulaması yapılmıştır. Ancak şekil

ve amaç yönleri farklı olmuştur. Önceki dinlerde ve cahiliye Araplarının adetinde olan

kurban ibadeti, İslâm dininde, tevhid inancına aykırı amaçlardan temizlenerek Hz.İbrahim’in sünnetine uygun biçimde ihya edilmiştir. Bu konuda şöyle buyurulmuştur:  “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. O halde yalnız Ona

teslim olun. İtaat edenleri ve mütevazi olanları müjdele!”(1)

Aziz Mü’minler,

Hicretin ikinci yılında emredilen kurban ibadetiyle mükellef olmak için Müslüman olmak, akıllı ve bulûğa ermiş olmak, mukim olmak ve belirli bir mali güce sahip olmak şarttır.Koyun, keçi,sığır,manda ve türü hayvanlardan kurban kesilebilir.Koyun ve keçi ancak bir kişi için, sığır, manda ve deve ise yedi kişiye kadar kurban olabilir.

Kurbanı, diğer kesilen hayvanlardan ayıran fark onun ibadet niyetiyle Allah rızası için kesilmiş olmasıdır.

Kurban kesmek,mü’minin niyet ve takvasının Allah’a ulaşması demektir. Kur’an’da,”On-

ların ne etleri,ne de kanları Allah’a ulaşır. O’na

sadece sizin takvanız ulaşır…”(2) buyurularak bu gerçeği ifade etmektedir.

Aziz Cemaat,

Kendisine zekât ve fitre vacip olan kimsenin kurban kesmesi de vaciptir. Aslolan kurbanı kesmek ve kanını akıtmaktır. Kurban yerine

sadaka vermek caiz değildir. Bu bakımdan, kurban, imanlı gönülleri Allah a yaklaştıran ve verilen nimetlerin şükrünü ifade eden bir ibadettir.Müslüman kurban kesmekle kendisine verilen nimetlere karşı şükretmiş olur.

Kurban kesmek,Allah’ın rızasına ermenin ve Müslümanların arasında sosyal dayanışma

yı sağlamanın önemli bir yoludur. Kurban, Zenginin fakiri gözetmesi, kurban kesemeyenlere, yılda bir defa da olsa bu nimetten faydalandırmasıdır. Kurban kesen Müslümanlar, bu dini görevi yerine getirmekle, toplum fertleri arasındaki dayanışmayı sağlamış olurlar.

Aziz Mü’minler,

Kurban,insanlar arasında sevgi ve dayanışma ruhunu güçlendirerek kardeşlik duygularını kuvvetlendirir, sosyal adaletin gerçekleşmesini sağlar. Zengine, malını Allah’ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma alışkanlığı kazandırır, onu cimrilikten kurtarır. Fakirin de zenginler aracılığı ile Allah’a şükretmesine, zengine karşı düşmanlıktan kendini kurtarmasına vesile olur. Bu itibarla, kurbanın eti üç eşit parçaya bölünür. Bir parçasını ev halkı tüketir, bir parçası eş, dost ve akrabaya hediye edilir, üçüncü parçası ise kurban kesemeyen fakirlere dağıtılır.

1- Hac 22/34

2- Hac 22/37

DİLİN   AFETLERİ

Muhterem Cemaat,

İnsanı insane yapan,güzelleştirip  değerli yapan ve öteki canlılardan   ayıran özelliklerin başında konuşma  yeteneği, yani dili gelmektedir. Dil, kalbin tercümanıdır. Kalbde  birikmiş ve mayalanmış sözler, Dil ile   ifade edilir. İmanın ikrarına ve dinin ihyasına vasıta olan dil, bunların aksi olan kişinin küfre girmesine de âlet olabilir.

İnsan olarak çoğu zaman öneminin farkında bile olmadığımız dilimizle  ilgili olarak,

Cenabı Allah(c.c.) Kur’an’da şöyle buyuruyor: ”Güzel sözler ve  insanları bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir.”(1)

Aziz Mü’minler,

Kalb,sözlerin hazinesi, ağız kilidi ve dil anahtarıdır. Dil, kilidi  açmazsa   kalbdeki kötülükler meydana  dökülmez.  Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)   buyuruyor   ki: ”Kim öfkesini kovarsa, Allah ondan  azabını kaldırır. Kim dilini kötü sözden   korursa, Allah da onun ayıbını örter. ”(2)

Dilin öyle afetleri vardır ki,insanı felaket ve hüsrana sürükler. Kılıcın açtığı yara iyileşir ama, dilin açtığı yara iyileşmez İnsanın yaptığı hatanın çoğu dilinden gelmektedir. İmanı söndüren   küfür  lafızları dilin en büyük zararı değil  midir? İnsanın kalbine nifak tohumunu   saçan yalancılık ve verdiği sözde   durmamak, yalancı şahitlik yapmak, iftira atmak, dekodu yapmak, insanların arasını   açmak için söz taşımak, üç kuruşluk dünya malı için Allah’ın adını şahit gösterip  yemin etmek… Bütün bunlar dilin afetleridir.

Bu sebeple, mü’min, diline  sahip   çıkmalı, onu dünya ve ahirete  yarayan  işlerde kullanmalı ve kötü   sözlerden korumalıdır.  Konuştuğu   zaman   mutlaka doğru konuşmalıdır. Sevgili  Peygamberimiz (s.a.v.) hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor: ”Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin, ya da sus- sun. ”Dilini tut, evin ile meşgul ol ve hatalarına ağla.”(3)

Aziz Mü’minler,

Güler bir yüz, tatlı bir dille tamamlandığı zaman, insana bütün  kapılar açılır. Gerçekten güler yüz, tatlı dil ve  yumuşaklığın açamıyacağı kapı, çözemiyeceği düğüm yoktur. Gönüller onunla fethedilir. Cenabı Allah (c.c.) Kur’an’da şöyle buyuruyor: ”Ey Peygamber, sen onlara yumuşak davranmasaydın elbette etrafından dağılıp giderlerdi. ”(4) ”Firavun’a gidin, çünkü o gerçekten azdı. Ona   yumuşak söz söyleyin. Umulur ki, öğüt dinler, yahut korkar. ”(5)

O halde, dilimize sahip çıkalım.   Onu Allah’ın emrettiği şekilde kullanalım. Dilimizi, günahtan, yalandan, dedikodudan, gıybetten, iftiradan, çekişmeden, faydası olmayan boş ve çirkin sözlerden  koruyalım. Dilimizle kimseyi rahatsız   etmeyelim. Peygamberimizin: ”Gerçek    mü-min, elinden ve  dilinden    başkalarının zarar görmediği kişidir. ”(6) buyurduğunu unutmayalım.

Bilelim ki, güzel söz, sahibini    Allah’ın rızasına kavuşturan ve nimete   erdiren güzel bir haslettir. Mevlamız    Kur’an’da şöyle buyuruyor: ”O’na ancak güzel sözler yükselir. Onuda ameli salih yükseltir”

1-Bakara 2/263       Ubeydullah HOCA

2-Feyzül kadir

3-Tirmizi

4-Ali imran 3/159

5-Taha 20/43

6-Müslim

7-Fatır 35/10

EN GÜZEL ÖRNEK HZ. PEYGAMBER

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ

İnsanların manevi hayatlarında örnek şahsiyetlerin önemi büyüktür.İnsanlığın en büyük örnek şahsiyeti  hiç  şüphesiz      ”Âlemlere rahmet olarak”gönderilen Sevgili Peygamberimiz   Hz.Muhammed (s.a.v.)’dir.

Aziz Mü’minler,

Peygamberimiz(s.a.v.), gerçek bir hayat önderidir.O’nu,Rabbimiz şöyle takdim ediyor:”Ey iman edenler,and olsun ki,sizin için,Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar için,Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın Rasûlü en güzel örnektir.”(1)

Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.),yara-   tılmışların en üstünü ve en mükemmeli olarak yaratılmıştır.Cenabı Allah,beşeri-  yetin en üstün rütbesini O’na bahşet- miş:”Şüphesiz sen en üstün bir ahlâk üzeresin.”(2) buyurmuş ve O’nu pey- gamberlerin sonuncusu ve en mükem- meli  olarak insanlığa göndermiştir.

Hz.Peygamberin hayatı,Kur’an’ın canlı bir örneğiydi.O, sözleriyle, fiil ve davranışları ile bütün yaşayışıyla uyulması gereken en güzel örnektir. O’nun hayatı,sevgi,şefkat ve merhametle yoğrulmuştu.O,herkesi sever büyük-küçük,zengin-fakir,herkese şefkat ve merhamet gösterirdi.Kimsenin kalbini kırmaz, daima güzel söz öylerdi. Peygamberin yanında büyüyen Hz.Enes (r.a) diyorki:”On sene Nebi  (s.a.v.)’e hizmet ettim. Bana bir defacık olsun, kızıp da öf bile demedi.”

Aziz Mü’minler,

Allah’ın Rasûlü(s.a.v.), sade bir hayat yaşardı. Yemesi-içmesi sade idi.Bir peygamber ve devlet başkanı olduğu halde, O’nun hayatında lüks ve israf yoktu. İçine hurma lifi doldurulmuş bir yastık, kuru bir yatak, küçük bir su kabı ve sırtındaki elbisesi O’nun başlıca serveti idi.Peygamberimiz(s.a.v.), öfkelenmez, kendisine yapılan eziyetle- re,işkencelere sabreder, öc alma hırsına kapılmazdı. Tehditlere, alaylara, boykotlara aldırmadan Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ ederdi. Kimsenin ayıbını açığa vurmazdı. Gıybet edenleri, dedikodu yapanları, iki yüzlülük gösterenleri sevmez onlardan hoşlanmazdı.

Konuşurken kimsenin sözünü kesmezdi. Son derece nazik ve âlicenab idi.Güleryüzlü, ince ve hassas ruhlu ve hoş sohbet bir kişiydi.Bu hususta Yüce Allah: ”Allah’ın rahmetinden dolayı, Ey Muhammed, sen onlara karşı yumuşak  davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi” (3) buyurmuştur.

Hz.Peygamber cömertti, ikram etmeyi çok severdi. Eline geçen hemen her şeyi muhtaçlara dağıtır,kimseyi eli boş çevirmezdi.

O, dürüstlükten ayrılmazdı. Verdiği sözü tutardı. Şaka da olsa, asla yalan söylemezdi. Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Bu yüzden daha peygamber olmadan önce,kendisine” Muhammed’ül Emin”denilmişti.

Yüce Allah(c.c.),O’na tabi olmamızı emredip şöyle buyuruyor:”Peygambere itaat eden,Allah’a itaat etmiş olur(4).

Habibim,de ki,eğer Allah’ı  seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”(5).

———————————————–

1-Ahzab 33/21

2-Kalem 68/4

3-Âli İmran 3/159

4-Nisa 4/80

5-Âli İmran 3/31

NEFİS   MUHASEBESİ

وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Muhterem Cemaat,

Nefis,kişinin istek, arzu  ve  ihtiraslarıdır. Nefis  muhasebesi  ise,  kişinin   kendisiyle

yüzleşmesi ve kendisini kontrol   etmesidir. Nefis muhasebesi  yapmak, diğer   yaratı-

lanlardan  farklı   olarak,  insana    verilmiş olan akıl ve iradenin bir  gereğidir. İnsanın

kendisini muhasebe etmesi,Allah’a  kulluk görevini hakkıyla yerine getirmesi,  dünya-

ahiret mutluluğuna kavuşabilmesi için  kaçınılmazdır. Zira, insanoğlu yaratılış itibariyle nefsin arzularına düşkündür.İnsanın  sü-rekli olarak nefsinin kötülüğe teşvik  etmesinin etkisinde olduğu;bu durumdan  kurtulabilmek için kişisel gayretin yeterli olmayıp, Allah’ın yardımının gerekli   olduğunu, Kur’anı Kerimde, şöyle ifade ediliyor:” Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü, Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis  aşırı  derecede kötülüğü emreder.Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir”(1).

Nefis muhasebesi,insanın arzularının etkisinden kurtulup, nefsinin  isteklerine   gerektiği kadar   karşılık   vererek, yaratanına gerçek anlamda kul olması hedefine yöneliktir. Zira,nefis muhasebesi  yapan kişi, yaşayış tarzını Allah’ın istediği şekilde düzenleme gayreti içine gireceği içinbütün söz ve fiilleri, yaratılış amacına uygunluk sağlamaya başlar. İnsan tarafından en güzel  davranışın sergilenmesinin göstergesi  de, onun sadece kendisi için değil,aynı zamanda başkaları için de yaşamasıdır. Bu temel ilke hadisi şerifte şöyle ifade ediliyor:” Sizden biri kendi nefsi için istediği şeyi, mü’min kardeşi için de istemedikçe, kamil bir  mü’min olamaz”(2).

Aziz Mü’minler, Nefis muhasebesi  önündeki    en  önemli zorluk, nefsin hesaba çekilmekten   hoşlan-mamasıdır. İnsanda nefsini   beğenme, onun isteklerini güzel görme ve haklı   sebeplere dayandırma duygusu vardır. Kur’anı Kerim’de anlatılan şeytanın   Hz. Adem’e secde etmemesi,Nemrudun Hz. İbrahim’i yakmaya çalışması, Firavunun Hz.Musa’yı öldürme isteği, Mekke’li müşriklerin Hz.Peygamber’i yok etmeye çalışmaları nefsi her şeyden üstün  görme anlayışının uygulamaya konulmasıdır.

Cenabı Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor “Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; ha

lini bildiği için saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği ki-şiyi gördün mü? Şimdi onu, Allah’dan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ  düşünüp ibret almayacak mısınız?”(3).

Aziz Mü’minler,

Mü’min,nefis muhasebesi yaparken   öncelikle geçmiş  günahlarını   hatırlamalıdır.

günahlarının hesabını nasıl vereceğini  düşünmelidir. Hz.Peygamber (s.a.v.), hadisi şe-riflerinde şöyle buyuruyor: ”Mü’min, günahını, üzerine  yuvarlanmasından    korktuğu

bir dağ zanneder. Günaha dadanmış kişi de, günahını burnunun ucuna konmuş,ona  bir şey söylediğinde uçacak bir sinek gibi  gö-rür”(4). Mü’min,sürekli Allah’ın  denetim ve  gö-zetimi altında olduğunu düşünmelidir.Ken-disini yaratan,yaşatan yüce bir  kudret  tarafından, bütün davranışlarının kontrol edildiğini ve yaşadığı hayatın hesabını  sorulacağını bilmelidir. Hz.Peygamber tarafından “ihsan”olarak tanımlanan bu durum, hadiste şöyle ifade ediliyor: ”İhsan, sanki Allah’ı görüyor gibi kulluk yapmandır. Sen O’nu  görmüyorsan da, O seni muhakkak  görüyor”(5).

Rasûlullah (s.a.v.), bir hadisi   şeriflerinde, nefis muhasebesi yapanla, yapmayan kişile-ri şöyle nitelemiştir: ”Akıllı kişi,nefsini  hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan,

âciz kimse ise,nefsinin arzularına tâbi olan ve Allah’dan (olmayacak şeyler)    temenni eden kimsedir”(6).

1-Yusuf   53                                      06/07/2010

2-Müslim

3-Casiye  23                                Ubeydullah Hoca

4-Buhari

5-Müslim

6-Tirmizi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.