Kampanya Spotu Başlığı
They start declaring you this and that. Either way, I technically inherit your building and your spaceship. Which means Planet Express is now… Awesome Express. You rotten kids!
TÜMÜNÜ GÖR

En Sevgiliye Mektup

En Sevgiliye Mektup

RESÜLÜM DEDİM GÜLÜMSEDİ KALEM

Allah’ın gönül sarayıma tayin ettiği sultanlar sultanına, insanlığın Tacına, Resuller Resulüne salât-ü selam olsun diyerek başlamak istiyorum mektubuma.

Ne güzel şeymiş unutmamak, unutturmamak sizi. Bir şeyler yazmak size dair. İliklerime kadar hissetmek sizi bütün ruhumla.

Ey Güzellerin En Güzeli…

Ben bu mektubumda bütün sözlerimi sizin için sayfalarımda yeşertmek

istedim… Gül kokan yüreğinizin nefesini üflemek istedim hecelerime… İstedim ki gönül bahçemin en güzel çiçeği olan Mevla’mın Habibi, satırlarımda renk renk açsın, mektubuma o mübarek gül kokusu saçılsın. Ancak ne var ki, daha ilk ifadelerimde dili bağlandı kelimelerimin… Yüreğim konuşmaya başlayınca kalemim susuverdi… Zira size olan sevdam, sözlüklerin göğsüne sığmayacak kadar büyük bir hazinedir. Kelimelerimse bu hazine karşısında bir o kadar fakir, bir o kadar zavallıdırlar. Ne yazık ki, kalemimden dökülenler kalbimden ve gözlerimden dökülenlerin ağırlığı altında ezilip kaldı…

Ey benim Efendim…

Bir akşam serinliğiyle gelip kondunuz yüreğime. Yağmur bereketi ile indiniz çölüme. Gelişinizle kışımı bahara, gecemi aydınlıklara çevirdiniz. Ve ben yeşerecek her tohumu, açacak her tomurcuğu, solamaya yüz tutmuş her çiçeği sevdanızla suladım yeniden…

Çıktığım her yolculukta varacağım liman sizsinizi. Çünkü siz gönlümdeki kuraklığı giderecek yağmursunuz. İşte bu yüzden de dualarımın başında, ortasında ve sonunda hep siz varsınız…

Ey Sevgili, siz gittikten sonra esen fırtınalar her şeyi değiştirdi. Her yanı darmadağın etti ama bir tek sizin izlerinizi silemedi. Biz, bulanık gören gözlerimiz ve ağır aksak adımlarımızla her şeye rağmen ve size layık olmasak da sizin ayak izlerinizi takip etmeye gayret ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu karanlık dünyada kaybolmamanın tek çaresi sizin yolunuzdur. İnsanlığın kararan ufkunu aydınlatan tek ışık sizsiniz. Çünkü siz, bütün kâinatın üzerine yansıyan ay ışığı, gün ışığı gibi hep pırıl pırıl parlayan bir Nursunuz… İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak neredeyse çözülemez bir noktaya ulaştığı günümüzde size olan ihtiyacımız her zamankinden daha fazla! İşte bu yüzden Kuran’ın övgüyle bahsettiği örnek hayatınızı kendimize rehber bilmemiz lazım…

Efendimiz, sizi yakından tanıma fırsatını bulanlar, delile gerek kalmadan sizin sıddık olduğunuza inanırlardı. Sizi hiç görmemiş olmasam bile ben de bütün kalbimle inanıyorum ve inanacağım Ey Allah’ın Habibi!

Siz ki hem gösterdiğiniz mucizelerle ve hem de o güzel ahlakınız, ahvaliniz ve doğruluğunuzla bunu şüphelere mahal bırakmadan peygamberlik tahtının son varisi, Allah’ın en sevgili Resulü olduğunuzu gösterdiniz… İnsanların sizi bildikten ve tanıdıktan sonra kusurlarını ve kesiklerini görüp te düzeltmemesi ne mümkün.

Siz o kıyamet günü Cenabı Allah’a : “Ya Rabbi, ümmetimin günahlarını hiç kimseye gösterme ya da o günahları bana yaz!” diye niyazda bulunduğunuzda, Cenabı Mevla’da “Habibim, İzzetim ve Celalime yemin olsun ki senin hürmetine onları öyle bir bağışlayacağım ki tüm alemler şaşırıp kalacaktır,” diye cevap verir.

Şimdi ben, gözlerimden sicim sicim dökülen yaşlar içinde ellerimi sonsuzluklar iklimine doğru kaldırıp, beni size ümmet eyleyen rabbime şükürlerimi yolluyorum…

Bir akşamüstü, ufuk kızıllaşıp güneş yaşadığım coğrafya ya veda ederken ve biz, diz çökmüş çaresizce sizi beklerken, heybenizde: Hz. Ebu Bekir’in vefasından, Hz. Ömer’in adaletinden, Hz. Ali’nin yiğitliğinden, Hz. Osman’ın sesinden, Hz. Hamza’nın cesaretinden ve sizi sevenlerin, sizin sevdiklerinizin niyetlerinden bir tutam, bir damla, bir parça hediye getirir misiniz? Bakışlarınızı bir kez daha bu deme çevirip gözlerinizin ışığını gönderir misiniz? Elimizden hiçbir şey gelmezken ve sizin ayak seslerinizi beklerken, dillerimizden dökülen dualara “âmin” der misiniz? Gül bahçenizde rahmet damlası yağarken ellerimi açıp dua dua size gelirsem kabul eder misiniz? Sizi andığım bu dudaklarımı cehennem ateşinden korur musunuz, benim gül kokulu Efendim.

Ey Sevgili! O mübarek yurdunuza, o uğurlu şehre yüz sürmeyi, toprağını gözüme sürme diye çekmeyi nasip et.

Ey hayatımın kurumuş pınarına ırmak olup çağlayan gel artık, gözlerinden süzülen bakışlarına amade olduğum, gel artık.

Gel, ey karamış bulutlarıma şimşek olan yar, küllenmiş umutlarıma ateş olan yar, gel işte en mahmur bakışınla gel, gözlerimi al sözlerimi bitir. Gecenin koynunda yolunuzun izini bulamaz oldum, yolumu kaybettim. Işığım ol gel Ey Sevgililer Sevgilisi.

Hasretiniz bir bulut gibi sararken beni yağmurum ol, rahmetim ol gel. Çıkamadığım yokuşlarda kalıyorum soluksuz, nefesim ol gel.

Ey Ümit ışığım…

Bilirim, kimse bana mutluluk çiçekleri getirmez… N’olur erişilmez mesafelerden parıldamayın bana… Ve n’olur bir ilahi huzur gibi yeniden gel bana… Gel ki, yeniden bardağımda demlensin mutluluk çayım…

Gel kalbimin sahibi,

Gel bu gönlün Sevgilisi…

Gel ne olur gir artık rüyalarıma…

Kimsecikler görmeden; bir gölge gibi, bir can gibi, bir rüya gibi, bir meltem gibi ve bir umut gibi, gel gir rüyalarıma Ey Nebiyyallah, Ya Resulallah!

Ey sevgisi ibadet olan Sevgili…

Salât Sana, Selam Sana… Tazim ve hürmet sana…

SERAP KÖSE / K.MARAŞ FATİH LİSESİ

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

YÜREKLERE SU SERPEN UMUT YÜKLÜ GEMİ

Öğretmenlerim bana “Bana Peygamberimi Anlat” adlı kompozisyon yarışmasını haber verdiklerinde; bu bende büyük bir heyecan uyandırmakla beraber çok da düşündürdü. Sebebi; çok hassas ve düşünülerek yazılması gereken bir nuru tasvir etmekti. O nur kâinatın efendisi, sevgilerin en sevgilisiydi.(s.a.v)

Şimdi ben; Efendimizin affına sığınarak; Allah’tan(c.c) yardım ve kendisinden himmet isteyerek onu bu titreyen ellerimle kaleme almaya karar verdim. Ama çok zor görünüyor. Çünkü seni düşünürken dahi gözlerim yaşarıyor. Canım

Peygamberim (s.a.v) eğer bir hata yaparsam bu benden, benim nefsimdendir.

Ey sevgilerin en Sevgilisi! Biliyorum. Seni anlatmakta kelimeler kifayetsiz kalır. Ağaçlar kalem, denizler mürekkep dahi olsa seni anlatmaya yetmez. Bu nedenle seni anlattığım övgüler ve methiyeler dahi temiz, pak ruhtandır. Ya Resulallah (s.a.v) eğer tüm bunlara rağmen seni anlatabilirsem ne mutlu benim gibi bir ümmetine.

Mekke müşriklerle dolmuş, İslamiyet artık yok olmuştu. Tüm yürekler iblisin kölesi olmuş, onun gittiği yollardan gidip onun düştüğü tuzaklara düşüyordu. Müşrikler yanlarındaki nurun kıymetini bilmiyor, karanlıklar içerisinde doğup etrafını aydınlatan güneşin, karda açan çiçeğin, çölde akan derenin farkına bile varmıyorlardı. Allah (c.c) inancı ve imandan uzak bir hayat yaşıyor, yanlışlarla çökerttikleri dünyada doğru arıyorlardı. Çürümüş kalplerinde iblise ev yapmış onunla aynı yerde barınıyorlardı. Sevgi, iman, din, inanç ve hoşgörüden uzak savaş ortamlarını yaşıyorlardı. Allah’ın (c.c) akıl edemeyeceğimiz şekilde can verdiği ve sonsuz sırlara sahip körpe yürekleri diri diri toprağa bırakıp gidiyorlardı. Kendi yüreğinden, canından olan o yavrunun gözlerine, minicik ellerine, kulaklarda çınlayan sesine hiç mi aldırmıyorlar? Acaba dağlar yürütüldüğünde ve diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda ne hesap verecekler? Tüm bu yaşananlar kâbus gibi geliyordu herkese. Buna birilerinin dur demesi gerekiyordu. Çaresizlik ve bataklıklarla dolu yollara birilerinin köprü yapması gerekiyordu. Ve nihayet beklenen gün gelecek gibiydi. Artık kurtuluş çağrıları geliyordu kulaklarımıza. Bir yerlerden kaynağı bilinmeyen ışıklar yansıyordu ta kalplerin derinliklerine.

Sene 571…Nisanın 20. günü Pazartesi sabaha karşı, kameri rebiülevvel ayının 12. günü Mekke ufukları pırıl pırıl ağarırken melekler indi yere. Âlemlere rahmet Ulu Sultan (s.a.v) doğdu bu gece. O gün gökyüzü açıldı bulut bulut. Taştı yüce rahmet denizi. Kırıldı tüm kilitler, hazineler açıldı perde perde. Saadet ışıkları yandı tüm yaşlı gözlerde. Bir umut penceresi açıldı çaresizlerin yüreğinde. Akan sular dahi yöneldi Peygamberime (s.a.v). Artık senin varlığın yeterdi herkese. Sen gökyüzünün yıldızlarla boğuştuğu bu zamanda bizim kurtuluşumuz oldun.

Ey Sevgili, en Sevgili, edebi hayatın en son rehberi (s.a.v) sen doğduğun gün her yer inledi seninle. Müşriklerin taptığı putlar dahi serildi yerlere. Sen gelince yeşeren kalplerimiz meyve dağıtır oldu etrafa.

Peygamberimiz (s.a.v) çok merhametli, oldukça dürüst, Allah’ın kural ve emirleri dışına sapmayan, hiçbir zaman nefsine uyup şeytanın oyunlarına alet olmayan ve ümmeti için her şeyi yapan aziz bir insandı. O öyle güzel bir ahlaka sahipti ki iki cihan öyle bir ahlak görmemişti. Zaten aziz Peygamberim(s.a.v) bir hadisinde; “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmaktadır. .

Resulallah öyle bir insandır ki bugün insanlığını kaybetmiş zavallıların acınılası haline rağmen onlara dahi Peygamberlik yapıp “Ben tüm dünyanın Peygamberiyim.” diyordu. Ve şüphesiz ki söylediği gibi kendisini taşlayanlara, yoluna diken koyanlara, hatta pusu kurup uğruna öleceğim peygamberimi (s.a.v) öldürmeye çalışanlara dahi adil bir şekilde peygamberlik yapıp bir kişiyi dahi olsa doğru yola götürmek, bir ümmetini daha kurtarmak için çaba harcıyordu.

Allah’ın (c.c) Resulüm dediği o aziz insan ümmeti için her şeyi yapmayı göze almış,

yüreğine ümmetine ayrı bir yer açmıştı. Mahşerdeki son dileğini de ümmeti için ayırmıştı. O mübarek yerleri, hayaller ötesi şeyleri, türlü türlü dertler, eziyet ve hakaret dolu şu dünyaya sırf ümmeti için değişmişti. Çünkü O, içindeki son damla umudu vererek tüm ümmetini oraya o mübarek yerlere götürecekti. O âlemlerin âlimiydi.

Allah (c.c) Resulallah’ a diğer peygamberlerden daha fazla mezhiyeler vermiş, kıyamet günü cennet kapısının ilk olarak Resulallah’ a açılmasını emretmiştir. Kâinatın yaratıcısı olan ve cansız bedenlere can verme sırrı taşıyan, akıllara sığmayacak şekilde mükemmellikler yaratan Allah’ın (c.c) dahi Resulüm dediği insana biz nasıl olur da Allah (CC) katından kovulan aciz bir mahlûkat sebebiyle insafsızca tüm bunları yapabiliriz?

Ben Resulallah’ ın ayağına kapanıp yürüdüğü toprakta can vermekten başka ne yapabilirim? O güzeller güzeli yüzü, ışıldayan gözü, iman dolu yüreği, bir kerecik görmekten başka Allah’tan ne dilerim?

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

SEVGİLİ, EY SEVGİLİ, EN SEVGİLİ

Sevgili peygamberim, sizi ne zaman düşünsem, adınızın anıldığını duysam, bir yerde Türkçe veya Arapça bir ‘Muhammed’ yazısı görsem; inanınız, şuramda, tam yüreğimin üstünde bir şeylerin kıpırdadığını hissediyorum… İçimde bir genişlik, bir ferahlık duyuyor; gözlerimin sevinçle patladığını, hatta yüzümün hafiften tebessüm ettiğini fark ediyorum… O zaman sizi daha çok düşünmek, sizi daha çok okumak ve sizin bizzat yaptıklarınızı da söylediklerinizi de hayatıma daha çok katmak istiyorum. Acaba “mutluluk” dedikleri, sevgi dedikleri bu mudur ki?

Sevgili efendim, canım efendim; sizinle ilgili olan bir insanı bir de hasırı ne kadar kıskandım bilemezsiniz… Onların yerinde olmayı ne kadar istedim bilemezsiniz… Hani Bedir savaşı öncesinde arkadaşlarınıza savaş için saf tutturuyordunuz… Bir savaşçı, hafif öne çıkarak sırayı bozmuştu da siz, elinizdeki ince sopa ile geri çekilmesi için karnına hafifçe dokunmuştunuz. Dokunur dokunmaz da o “Kısas istiyorum. Ya Muhammed” diye bağırmıştı… Siz hiç tereddüt etmeden, hiç alınıp kızmadan tam bir peygamber gibi, tam bir insanlığın efendisi gibi, o güzelim çehrenizdeki tebessüm ile gömleğinizi aralayıp karnınızı açtıktan sonra, elinizdeki sopayı uzatmış “Vur da ödeşelim” demiştiniz ya? O arkadaşınız da eğilmiş ve karnınızı öptükten sonra “Şimdi ödeştik. Ya Muhammed!.” demişti… Siz de neden böyle yaptığını sorunca, o şanslı insan; “Ya Muhammed, beklide az sonra öleceğim, ahirete giderken size temas etmek, sizin kokunuzu duymak ve orada bunu şahit göstermek istedim…” demişti. İşte ben bu arkadaşınızı çok kıskanıyorum, olayı gözümde canlandırıp hem gülüyorum yaptığı şakaya, hem de onu çok kıskanıyorum…

Ey Sevgili, Cenabı Allah’ın bile “habîbim” yani ‘sevgilim’ dediği En Sevgili; bir kitapta, Ayşe Annemizin anlatımıyla okumuştum: Siz sabah namazını kıldıktan ve duanızı ettikten sonra, az da olsa seccadenizin üzerine şöyle uzanır uyulmuşunuz… Sağ elinizi yüzünüzün altına koyarak başınıza yastık eder de öyle uyurmuşsunuz… Başınızın ağırlığı çöktükçe basit bir hasır olan seccadenizin örgüleri, o mübarek elinize oyuk oyuk iz bırakırmış… İşte ben o hasın kıskanıyorum efendim, vallahi de kıskanıyorum, tallahi de kıskanıyorum… Ah keşke o ellerinize ben dokunsaydım diyorum, hem de dudaklarımla dokunsaydım diyorum… Öpseydim, koklasaydım… Üstelik ben o hasır gibi ellerinize iz etmeye de kıyamazdım… Sadece öperdim…

Efendim, âlemlerin efendisi; şimdi, şu anda sana bağlı oldukları halde günahkar olarak ölenlere şefaat etmek amacıyla belki de “Ümmetim!.. Ümmetim!..” diye kaygılanıyorsunuzdur; bu yüzden sizi fazla meşgul etmek istemiyorum; ama bir şeyi de anlamakta zorlandığım için arz etmek istiyorum efendim… Çünkü kime sorsam verdikleri cevap bana yetmiyor… Siz İslam gibi muhteşem ve son dinin peygamberi değil misiniz? Siz tüm âlimlerden, ermişlerden, sahabelerden, peygamberlerden ve hatta meleklerden bile üstün bir insan değil misiniz? Kısaca siz Cenabı Allah’ın “Sen olmasaydın, sen olmasaydın Ya Muhammed, bu âlemi yaratmazdım!” diye hitap ettiği varlık değil misiniz?.. Evet, elbette öylesiniz… N’olur sevgili peygamberim, benim böyle sorduğuma bakmayın, ben şunu duyurmak istiyorum size: Evet, siz böylesine bir dinin eşsiz peygamberisiniz; ama peki sana ümmet olduğunu söyleyen insanlar neden bir türlü şu yalan dolu, zillet dolu hayattan çekip almıyorlar kendilerini. Neden yeryüzünde ne kadar Müslüman ülkesi varsa oradaki Müslümanlar, zulmün, işkencenin, katliamın, tecavüzün, savaşın içinde, pis katillerin, alçak düşmanların çizmeleri altında inim inim inliyorlar; neden? Neden bir türlü başımızı dik tutamıyoruz; neden bir türlü tüm insanlığın gıpta ile bakacağı yerlerde olamıyoruz, neden… Neden?

Neden olacak değil mi efendim, neden olacak; layık olduğumuzdan, böyle yüzüstü yerde sürünmeyi hak ettiğimizden; sana layık ümmet; Cenabı Allah’a layık kul olamadığımızdan… Daha ne olsun!

İyi de sevgili efendim, müslümanların çilesi artık yetmeyecek mi; havaya attığımız taşların başımıza düşmesi bitmeyecek mi? Masumların, günahsızların, âlimlerin, ermişlerin hatırına, Cenabı Allah imdat etmeyecek mi?.. Hadi bizleri rahmete, mağfirete, inayete, berekete henüz layık bulmadı; peki siz isteseniz?!. N’olursun sevgili peygamberimiz, biliyoruz ki Cenabı Allah sizin hiçbir duanızı da bedduanızı da geri döndürmedi… Biliyoruz ki, siz de her fani gibi hakkın rahmetine kavuştunuz; ama hiç değilse bizim halimize bakıp mahzunlaşan, üzülen ruhunuzla üstümüze kol-kanat gerseniz, bir kerecik dua etseniz… N’olursunuz?

Mektubuma, bir sonraki yıla kadar ara verip, hep duanızın tecellisini bekleyeceğim efendim. Size salâvatlar okuyarak, sizin öğütlerinizi tutmaya çalışarak hep bekleyeceğim…

Ellerinizden öpüyorum efendim, canım efendim, sevgili, en sevgili; benim, ailemin, Elbistan’ın, Kahramanmaraş’ın, Türkiye’nin, tüm İslam Âlemi’nin ve hatta tüm insanlığın selamını sunarak, bir gülü koklar gibi ellerinizden öpüyorum; o hasır seccadeniz gibi iz etmeye kıyamadan, bir bahar çiçeğinin dokunuşuyla ellerinizden öpüyorum…

Dilara/2006

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx



ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM

  1. salih dedi ki:

    allah razı olsun hepsi de harika
    allah tüm müslümanlara bu mektupları yazan kardeşlerimizin peygamber aşkını nasip etsin

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.