Kampanya Spotu Başlığı
They start declaring you this and that. Either way, I technically inherit your building and your spaceship. Which means Planet Express is now… Awesome Express. You rotten kids!
TÜMÜNÜ GÖR

Evimizie Girmeyecek Yüksek Glisemik İndeksli Gıdalar

Evimizie Girmeyecek Yüksek Glisemik İndeksli Gıdalar

Kilo vermek ve karaciğer yağlanmasını önlemek amacı ile glisemik indeksi
100 olan yiyecek ve içecekler, eve ve mutfağa sokulmayacağı gibi dışarıda da
tüketilmemelidir!
Sağlıklı bir vücuda girmemesi gereken yiyeceklerin başında ‘en tatlı zehir’
olarak kabul edilen, şekerler gelmektedir. Her türlü şeker, bal ve pekmezin
glisemik indeksi çok yüksek olup, 100’dür.
Şeker maalesef ülkemizde hem tatlılarla, hem de içeceklerle aşırı miktarda
tüketilmektedir. Rafine edilmiş şekerde (toz ve kesme şeker) ve meyve sularında
bulunan (kendimiz taze olarak sıkmış olsak bile) şeker (fruktoz), çok hızlı bir
şekilde dolaşıma geçerek, beraberinde kan şekeri ve insülinimizi hızlı bir şekilde
yükseltir. Kanda aşırı hızla yükselen insülin hormonu da, dolaşımda uzun süre
yüksek kalarak insülin ve leptin direncini başlatır. Başlamış olan insülin ve leptin
direncini de giderek artırır. ABD’li bilim adamları bütün dünyada şişmanlık ve
obezitenin yaygın bir hale gelmesinin sebebinin, ‘fruktoz’ içeren yiyecek, içecek,
şurup ve pekmezlerin aşırı miktarda tüketilmeleri olduğunu bildirmiştir.
Ülkemizde çok sevilen, en ucuz olan ve en fazla tüketilen içecek çaydır. Gün
boyu 8-10 bardak çay içen bir kişinin, her çay bardağına iki kesme şeker attığını
düşünelim. Bu kişinin kan şeker ve insülini bütün gün yükselip inecektir ya da
hep yüksek kalacaktır. Tabii gün içinde üç öğün yemeğini, ara öğünleri de tüketeceğini
düşünecek olursak, o kişinin kan şeker ve insülin değerleri daima yüksek
olacaktır.
Şeker (diyabet) hastası olmayan normal kişilerde dahi, kan şekerinin (kısa
bir süre yüksek kalmasının bile) serbest oksijen radikallerinin yapımını
artırdığından dolayı, insülin ve leptin direncini artırarak vücutta tahribat yaptığı
gösterilmiştir.
Eroin kadar bağımlılık yapan, ‘en tatlı zehir’ denilen şeker ve yüksek glisemik
indeksli yiyeceklerin her türlüsü kanımıza geçer geçmez kan şekerini büyük bir
hızla yükselterek, serbest oksijen radikallerini aşırı miktarda artırır. Serbest oksijen
radikalleri ise birçok sağlık sorununu başlatan nedenlerin başında gelen
en zararlı maddelerdir. Bu nedenle 12 saatten fazla açlıktan sonra ölçülen açlık
kan şekerinin 90 mgr/dl’nin üstünde bulunması, hasta olmayan sağlıklı kişilerde

bile bütün damarlarda ve organizmanın tüm hücrelerinde bozukluklar başlatır.
En tatlı zehirlerin tüketilmesi ile dejeneratif hastalıklar, bizler farkında olmadan
yavaş yavaş gelişir!
En tatlı zehir dediğimiz şeker ve şekerle yapılan tatlıların sebep olduğu
dejeneratif hastalıkları sayabilir miyiz?
Elbette… Şeker ve şekerli tatlı tüketiminin insan vücudunda sebep olduğu
tahribatlar ve hastalıklar şunlardır:
• Canlı organizmalardaki birçok sistemin fizyolojik çalışmasında bozulmaya
neden olur.
• Vücudun mineral dengesini bozar.
• Krom eksikliğine neden olur.
• Bakır eksikliğine neden olur.
• Kalsiyum ve magnezyum emilimini bozar.
• Kanda E vitamininin miktarını azaltır.
• Kanda büyüme hormonu düzeyini azaltır.
• Protein emilimini engeller.
• Protein yapısına zarar verir.
• Proteinlerin vücuttaki rolünde kalıcı değişikliklere yol açar.
• Dokuların esnekliğini ve işlevini bozar.
• Enzimlerin fonksiyonlarını bozar.
• DNA yapısında zarara yol açar.
• Alkol gibi zehirleyicidir.
• Bağımlılık yapıcı bir maddedir.
• Alkolizme de neden olabilir.
• Vücut bağışıklık sistemini yıkar ve zayıflatır

• Vücutta serbest oksijen radikallerin artmasına ve oksidatif strese neden olur.
Serbest oksijen radikalleri, bütün dejeneratif hastalıkların, kanser ve yaşlanmanın
temel nedenidir.
• Viral ve bakteriyel her türlü enfeksiyon hastalığına karşı korunmayı zayıflatır.
• Yaraların ve hastalıkların iyileşmesini geciktirir.
• Beyinde delta, alfa ve tetra dalgalarını bozar.
• Depresyona neden olur.
• Baş ağrısı ve migrene neden olur.
• Dikkatsizliğe neden olur.
• Şeker ve tatlı alımı azaltıldığında duygusal kararlılık artar.
• Görmeyi bozar ve körlük yapar.
• Miyop hastalığına (uzağı görememe) neden olur.
• Gözlerde katarakta neden olur.
• Tükürük asiditesini artırarak diş çürümelerine neden olur.
• Diş ve diş eti hastalıklarına neden olur.
• Besin alerjisine neden olur.
• Derimizdeki kollajen yapısını bozar ve ciltte kırışıklıklara neden olur.
• Erken yaşlanmaya sebep olur.
• Gebelikte kan zehirlenmesine neden olur.
• Yeni doğanda dehidratasyona yani bedenin fazla miktarda sıvı kaybetmesine
neden olur.
• Çocuklarda hiperaktivite, anksiyete, konsantrasyon bozukluğu ve zayıflığına
neden olur.
• Çocuklarda adrenalin seviyesinin ani artışlarına sebep olur.
• Çocuklarda egzamaya neden olur.
• Çocuklarda uyuşukluğa ve aktivite azalmasına neden olur.
• Okul çağındaki çocuklarda başarısızlık nedenidir.
• Çocuk felci riskini arttırır.
• Kadınlarda premenstürel sendromu (adet dönemi öncesi yaşanan sıkıntılar)
daha kötü hale getirir.
• Erkeklerde estrodiol (doğal oluşan östrojenin en kuvvetli formu) seviyesini
arttırır.
• Vücutta hormonal dengesizliğe neden olur. Bazı hormonlar az çalışırken, bazı
hormonlar aşırı çalışır.
• İnsülin ve leptin direncini başlatır ve giderek artırır.
• Şeker ve tatlı tüketiminin ardından kan şekeri, kompleks karbonhidrat olan
nişastadan, 2 – 5 kat daha fazla yağa dönüşür.
• Vücutta su tutulmasını arttırır.
• Yüksek yoğunluklu lipoprotein olan HDL’yi düşürür ve dejeneratif hastalıkların
başlangıcı olan kan trigliseritlerini yükseltir.
• Kilo alma, şişmanlık ve obeziteye neden olur.
• Sindirilememiş kompleks karbonhidratlar nedeni ile oral glukoz tolerans testinde
glukoz seviyesinin yüksek çıkmasına neden olur.
• Açlık şekerini yükseltir.
• Hipoglisemiye (kan şekeri düşmesi) neden olur.
• Diyabete (şeker hastalığına) neden olur.
• Obez hastalarda yüksek kan basıncına neden olur.
• Kalp, damar ve felç hastalıklarına neden olur.
• Sistolik kan basıncını arttırır.
• Kanın pıhtılaşmasını artırır ve damarların tıkanmasına neden olur.
• Aterosikleroz denilen damar sertliğine neden olur.
• Astıma neden olur.
• Akciğerlerde amfizeme neden olur.
• Karaciğer büyümesi ve yağlanmasının nedenidir.
• Safra taşına neden olur.
• Böbreği büyütür ve patolojik değişikliklerine neden olur.
• Böbrek taşlarına sebep olur.
• Böbrek üstü bezlerin fonksiyonlarını yavaşlatır.
• İdrar elektrolit dengesini bozar.
• Sindirim siteminin asiditesini artırır.
• Hazımsızlığa neden olur.
• Gastrik ve duodenal ülseri bulunan hastalarda tekrarlama sıklığında neden
olur.
• Fosfataz adlı enzimi bağlar ve yok eder. Böylece sindirim işlemi zorlaşır.
• Besinlerin gastrointestinal sistemde ilerlemesini yavaşlatır, bağırsak
hareketlerinin 1 numaralı düşmanıdır. Kabızlık yapar.
• Kronik bağırsak hastalıklarından ‘crohn hastalığı’ ve ‘ülseratif kolit’ riskini
artırır.
• Bağırsaklarda pamukçuk hastalığının nedeni olan ‘candida albicans’ın
(mantar) kontrol edilemeyen üremesine neden olur.
• Dışkıdaki safranın ve kalın bağırsakta bulunan bakteriyel enzimlerin konsantrasyonunu
artırır.
• Apandisit gibi tehlikeli bağırsak iltihaplanmasına neden olur.
• Hemoroit dediğimiz, basur hastalığına neden olur.
• Bacaklardaki varislere neden olur.
• Eklem ve tendonları hassaslaştırır.
• Kronik artrit hastalıklarına (eklem hastalıkları) neden olur.
• Gut hastalığına yakalanma riskini arttırır.
• Kemik erimesini (osteoporoz) başlatır.
• Mültipl skleroz hastalığına neden olur. Epileptik nöbetlere neden olur
• Alzheimer hastalığına neden olur.
• Parkinson hastalığı olan kişilerde şeker tüketiminin fazla olduğu görülmüştür.
• Her türlü kanser hücresini besler. Safra yolu kanserine yol açabilir.
• Mide kanseri riskini arttırır.
• Pankreasın yağlanmasına ve kanserine neden olur.
• Meme, yumurtalık, prostat ve kalın bağırsak kanserine neden olur.
• Şeker, şekerli tatlılar, meyve şekeri (sükroz), şurup ve pekmezlerin
tüketilmesi akciğer kanseri için de ciddi risk faktörü oluşturur.
Yıllardır ana besin maddelerimizden biri olan şekerin bu kadar kötü,
öldürmeyip süründüren hastalıklara sebep olduğu nasıl anlaşıldı?
Bir insanda ortalama 4-5 litre kadar kan vardır. Normal kişilerin kanında 12
saat açlıktan sonra 1 tatlı kaşığı kadar şeker bulunur. Buna karşın 180 mililitrelik
bir kutu şekerli içecekte tam 6 tatlı kaşığı kadar şeker vardır. Bu miktar
kanımızda bulunan şekerden çok daha fazladır ve hızlı bir şekilde kan insülinini
yükseltir. Bir kutu kola içtiğimiz zaman vücudumuzda ne gibi değişiklikler meydana
geldiği bilimsel olarak incelenmiş ve şu sonuçlar elde edilmiştir:
• İlk 10 dakikada, kana hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük
dozun 100 katı kadardır. Bulantı olmamasının nedeni, içinde bulunan ‘fosforik
asittir’.
• İlk 20 dakikada, kan şekeri aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreastan
aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak
depolanmaya başlar.
• 40 dakika içinde kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir,
karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.

• 45 dakika içinde beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin
etkisine benzer bir etki meydana gelir).
• 60 dakika içinde ani açlık hissi oluşur.
• Kolaya ve tatlılara saldırılır.
• Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun
tüm hücrelerinde leptin ve insülin direnci gelişir.
• Şişmanlık başlamıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.
Hazır satılan veya taze sıkılmış meyve suları da birçok diyet listesi ve beslenme
programlarında, sağlıklı olduklarından bol miktarda ve ciddi bir şekilde önerilmekte.
Ancak hiçbir diyet listesi veya beslenme programında meyve sularının
aşırı miktarda şeker (fruktoz) içerdiğinden ve kan triglesidlerini yükselttiğinden
nedense hiç bahsedilmemekte. Oysa meyve şekeri olan fruktozun, organizma ve
sağlığa bütün diğer şeker türlerinden daha zararlı olduğu bilimsel olarak gösterilmiştir.
Bir bardak taze sıkılmış meyve suyu da sıvı olduğu ve içerdiği lifler tamamen
ufalanıp parçalandığı için, hızla kana geçerek kan şekeri ve insülinini çok ani
olarak fazla miktarda yükseltir. Bunun sonucu kan şekerinde birden düşüş olur
ve kısa sürede reaktif hipoglisemi atağı gelişir. Hemen bir tatlı ya da şekere
hücum ederiz! İşte bu şekilde bir bardak meyve suyu insülin direncini sinsi
bir şekilde başlatmış olur. İnsülin direnci zaten gelişmiş olan kilolu ve şişman
kişilerde ise insülin direncinin artmasına neden olmaktadır. Obezlerde şekerin
hızlı emilimi, sık sık acıkma nedenidir ve aşırı miktarda besin alınımını tetikler.
Gençlere yönelik rehabilitasyon kamplarında az şekerli ve düşük karbonhidrat
içerikli diyet uygulandığında, anti-sosyal davranışlarda yüzde 44 oranında düşüş
görüldüğü bildirilmiştir. Bilimsel araştırmalar, kişi başına düşen şeker tüketiminin
yüzyıllar boyunca giderek arttığını göstermiştir. 1700’lü yıllarda kişi başına
yıldal0 kg’dan az şeker tüketilmekteyken, 1800’lü yıllarda bu oran kişi başına
yılda 30 kg’dan fazla olarak belirlenmiştir. l900’lü yıllarda -yani geçtiğimiz
yirminci yüzyılda- ise kişi başına yılda 60 kg’dan fazla miktarda şeker tüketildiği
bildirilmiştir.-50- İngiltere’de yapılan bilimsel bir çalışmada, 12 saatlik açlık
kan şekeri 100-125 mgr/dl olan kişilerin, 300 kat daha fazla kalp krizi geçirme
riski olduğu bildirilmiştir.-51- Cleveland Kliniği yayınlarında da, 12 saatlik açlık
kan şekerinin >90mgr/dl’den yüksek olan kişilerde kalp ve damar hastalıkları
çok yüksek oranda görüldüğü bildirilmiştir. (NEJM Mayıs 2001) Neticede şeker
tüketiminin son yüzyıllarda giderek artmış olduğunu ve buna paralel olarak
da ilkel toplumlarda rastlanmayan, fakat endüstri toplumlarında artarak ortaya
çıkan dejeneratif hastalıkların ya da hiperünsilemik hastalıkların artmış
olduğunu görmekteyiz.

Kaynak:Karatay Diyeti Kitabının 44,45. sayfasından derlenmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.