En Kısa Tanımıyla Hacamat Nedir ? Ne işe Yarar ?
Hacamat vücutta birikmiş kirli kanların dışarıya atılması işlemidir. Oldukça kolay ve basit bir yöntem olan hacamat ile vücudunuz daha zinde bir hale gelir. Hacamat hakkında daha fazla bilgi edinmek için merkezimizi ziyaret edebilirsiniz.
Hacamat Hakkında Daha Fazla Bilgi

Mutfağımıza hiç alınmayacak yiyecek ve içecekler neler?

Mutfağımıza hiç alınmayacak yiyecek ve içecekler neler?

Kilo vermek istiyorsak mutfağımıza, dolabımıza ve ağzımıza girmemesi
gereken yiyecek ve içeceklerin bazıları şunlar:

• Her türlü ekmek; beyazı, kepeklisi, çavdarlısı vb
• Simit, kuru ve yaş pastalar.
• Her türlü tost!
• Ambalajında ‘diyet’ yazan veya yazmayan grisini, galeta ve her cins
bisküvi…
• Pirinç pilavı.
• Makarna, börek, poğaça, açma vb
• Şeker, çikolata ve her tür tatlı…
• Şekerli ve şekersiz reçeller, şuruplar, bal ve pekmezler.
• Bütün suni (yapay) tatlandırıcılar.
Suni (yapay) tatlandırıcıların kilo aldırarak, şeker hastalığına neden olduğu
bilimsel olarak gösterilmiştir.
• Ambalajında ‘diyet’ yazan bütün yiyecek ve içecekler.
• Hazır (fabrikasyon) veya taze sıkılmış her türlü meyve suları.
• Bütün gazlı içecekler (kola, gazoz vb), enerji içecekleri.
• Patates, mısır.
• Her türlü kızartma.
• Bütün hazır çorbalar.
• Sucuk, salam, sosis gibi işlem görmüş et ürünleri.
• İslenmiş, tütsülenmiş balık ve etler.
• Süt tozu, krema ve her türlü hazır soslar.
• Marketlerde satılan tavuklar.
Serbest dolaşan özgür tavuklar (köy tavuğu) yenebilir…
• Yemekler çok yüksek ısıda pişirilmeyecek, ayrıca terbiye yapılarak hazırlanmayacak!
• Karpuz ve kavun gibi doğal da olsa fazla miktarda şeker içeren, glisemik indeksi yüksek meyvelerden uzak durulacak.

Saydığınız bu yiyecek ve içeceklerin çoğuna neredeyse bağımlı olmuş durumdayız.

Peki, yıllardır süregelen tüketim alışkanlıklarımızdan kolayca
kurtulmanın basit bir formülü var mı?

Neyi yemeyeceğimizi değil de, neleri yiyeceğimizi düşünür, planlar ve alışverişimizi ona göre yaparsak pratik uygulamamız oldukça kolaylaşır…
Yiyeceklerimizi seçerken, hazırlarken veya öğünlerimizi planlarken; düşük glisemik indekslerine ve hazırlanış biçimlerine göre tercihimizi yaparsak, yediklerimizin miktarında kalorilerine göre kısıtlama olmaz. Kalori hesabı yaparak aklımızı meşgul etmeyiz. Gün boyu açlık hissi ile yaşamayız.
Hocam, düşük glisemik indeksli yiyecekleri sıralarken meyveler kısmında greyfurt, portakal ve üzüm gibi meyveleri örnek verdik. Aynı zamanda tarım ilacı uygulanmadan organik veya tamamen doğal olarak yetiştirilmiş greyfurt, portakal, üzüm, elma veya nar gibi meyvelerin suyunu vitamin deposu olarak da biliyorduk…

Ancak ‘mutfağımıza girmemesi gerekenler’ listesinde taze sıkılmış meyve
suyu ve bazı meyveler de var! Buradaki ayrımı nasıl yapacağız?

İlk önce şunu belirtmek istiyorum ki, meyve suları içerdikleri A ve C vitaminlerinin kuvvetli birer antioksidan olmaları nedeni ile tabii ki sağlıklıdır. Ancak aynı zamanda bütün meyveler ‘şeker’dir. Her meyve yediğimizde vücudumuza şeker girmekte, kan şekerimiz ve insülinimiz yükseltmektedir. Bu da doğal olarak insülin direncinin başlamasına sebep olmaktadır. Aşırı miktarda meyve tüketmekle de karaciğer yorulmakta ve yağlanmaya başlamaktadır.

Bol meyve yiyerek ya da büyük bir bardak (en az 2-3 meyve sıkılarak elde
edilmiş) meyve suyu içerek hiçbir zaman insülin direncini kıramayız. Kalori azaltarak verdiğimiz kiloları işte bu sebepten kısa sürede fazlasıyla geri alırız.

Daha da önemlisi önceki bölümlerde açıklamış olduğum gibi, meyveler sıkılarak meyve suyu haline dönüştüğü anda lifleri paramparça olmakta ve posalı özelliklerini yitirmekteler. Bu nedenle hazmedilmeleri son derece hızlı olmakta, kan şekerimizi ve insülinimizi hızla yükseltmektedirler.
Meyve şekeri olan ‘fruktoz’, bugün bütün şekerlerin en tehlikelisi olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre yaygın obezitenin nedenlerinden biri faydalı diye aşırı miktarlarda tüketilen meyve sularıdır.

Bu durumda doğru olan meyveleri posalı olarak tüketmek mi? Kimler,
hangi zaman diliminde, ne kadar meyve yiyebilir?

Evet, meyveler posası ile tüketilmelidir. Ancak, günde bir veya en fazla iki
tane ve de orta boy olarak… Akşamları televizyon seyrederken, zararsız sanıp
bir tabak meyve tüketmek, yatmadan önce uyguladığımız en tehlikeli alışkanlıklardan
biridir. Ne kadar faydalı olursa olsun, bir meyvenin da şeker olduğunu ve
o anda şeker yediğimizi unutmayalım. Bir elma yedikten sonra midemizin ezilmesi
işte bu nedenledir.
Meyve suları, posaları yok edilmiş olduklarından dolayı mideden ve ince
bağırsağın başlangıç bölümünden hızla emilerek kana geçer, kan şekeri ve insülinin
hızla ve fazla miktarda yükselmesine neden olur. Bu nedenle kısa süre
içinde acıkma hissi gelişir. Sağlıklı bilinerek, büyük bir bardak taze sıkılmış
meyve suyu içmekte olan kilolu ve şişman kişilerin “Sıkı diyet yaptığım halde,
kilo veremiyorum” diye yakınmalarının nedeni de budur. Diyet yapıyorlar, aynı
zamanda bol bol meyve yiyorlar ve sağlıklı meyve suyu içiyorlar. Karaciğerlerine
aşırı miktarda şeker yükleyerek, yorduklarının ve de karaciğerlerinin yağlanmasını
giderek artırdıklarının farkında bile değiller!

İncebağırsak ve karbonhidrat diagramı
Bu arada toplum olarak fazla miktarda kullandığımız limon konusuna
da açıklık getirelim. Salatalarımıza sıktığımız limon da bir meyve! Onun
glisemik indeksi nedir? Karatay Diyeti’ni uygularken (salatada, çorbada
veya şekersiz limonata olarak) günlük limon tüketiminde dikkat edilmesi
gereken bir oran var mı?
Limon faydalı ve glisemik indeksi düşük bir meyvedir. Salatada, çorbada,
çayda veya suya sıkılarak kullanılabilir. Limon ve sirke gibi asitli yiyecekler,
besinlerin hazmedilmesini yavaşlatır. Bu nedenle, yiyeceklerimiz midemizde ve
incebağırsağımızda uzun süre kalabiliyor. Ancak limon taze sıkılmış, sirke de
geleneksel usulde fermente edilerek üretilmiş olmalı.
Yiyeceklerin ince bağırsaklar ve midede uzun süre kalarak yavaş hazmedilmelerinin
iki faydası vardır:
• Yavaş hazmedilen yiyecekler kan şekerini ve insülini yavaş yavaş yükseltirler.
Bu nedenle, daha önce de birkaç kez vurguladığımız gibi çabuk
acıkma hissi olmaz. Tokluk hissi uzun süre devam edeceğinden leptin hormonu
devreye girer ve yağların yakıt olarak kullanılmasına olanak doğar.
Bu insülin direnicinin kırılma noktasıdır! Bundan sonra da ara öğün olarak
depo yağlarımızın kullanılması başlar.
• Mide ve incebağırsaklarda besinlerin uzun süre kalması sonucu, mide
ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonlar beynimize kıtlık içinde olmadığımızı,
yeterli besinimizin bulunduğu mesajını iletir. Böylece tokluk
hissi devam eder ve sık sık yeme ihtiyacımız oluşmaz.

 

Kaynak:Karatay Kitabı Sayfa:48,49

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?